Şimdi Onlar Düşünsün

 

Çağrı TURHAN
04 Şubat 2009, Çarşamba

 

Başlık Orkun Çolakoğlu’na ait. Kendisinin Jimmy Baxter transferi sonrasında sarf ettiği bu sözlerin doğruluğu Türk Telekom maçından sonra yakalanan beş maçlık seri ile de kanıtlandı zaten. Üstüne Benetton deplasmanında alınan galibiyet de var üstelik. Yönetimimizin belirttiği gibi doğru transferler takımın çehresini bir anda değiştirdi ve şampiyonluk yolunda bir anda tekrar iddialı hale geldik. Durumu daha da netleştirmek için Orkun’un aşağı yukarı aynı dönemdeki bir başka bomba söylemi ile devam edelim. Canlı anlattığı Indiana-Lakers maçının ilk dakikalarında top Andrew Bynum’a gelince, onun son maçların formda oyuncusu olduğundan bahsetmesi ile Bynum’ın TJ Ford’a yaptığı asist arasında geçen sürenin bir saniye bile olmamasından, kendisinin içinde bulunduğu camialara dair söyledikleri ile sonrasında meydana gelenler arasında nasıl bir bağlantı bulunduğu belli olmakta. Buradan da kendisinin Beşiktaş’la ilgili demecinde ne kadar ciddi olduğu ortaya çıkıyor zaten. Kısacası Beşiktaş’ta değişen bir şey yok; gene aynı terane…

 

Açıkçası şu anda fena durumda olmasa da Daçka’ya atılan fark da ligdeki kalburüstü takımlardan olan Antalya’ya karşı deplasmanında 19 sayıdan gelip bir o kadar da fark atmak da, hatta en önemli adamı cezalıyken Galatasaray’ı yenmiş olmak da pek etkileyici durmuyor. Biri ne olursa olsun bir pilot takım. Öbürünün ne durumda olduğu ertesi hafta Fener’den üç çeyrekte kırk sayı fark yemesinden belli. Keza Galatasaray da ligde o haftaya kadar tek maç kaybetmiş olsa da yenilgi sonrasında antrenörünü göndermiş, bana göre ligin en kötü yönetilen takımlarından biri. Sahadaki mücadeleye lafım yok ama bunlar da kimseyi aldatmasın. Uyum sorunu ve yaşanan bazı talihsiz olaylar yüzünden gecikmedi galibiyetler sonuçta. Sonuçta öncesinde o dönemki CSKA ve Galatasaray karşısında seyrettiğim Efes Pilsen’den 20 yiyen takım da, küme düşmemeye oynayacak bir takımdan çok da farklı değildir.

 

Temcit pilavı gibi tekrarlayıp duruyoruz ama saha dışı mevzular asıl sinir bozucu olan. Oradaki durumun doğal sonuçları bunlar en nihayetinde. Mesela, Telekom maçında şahit olduklarımdır asıl üzücü olan. Daha dört ay önce aynı salonun önündeki kuyrukların sonu görünmezken, bu sefer maç saatine de yaklaşmışken kimse yok denecek kadar az adam var etrafta. Salondaki kalabalık, maç gayet uygun bir zamanda olmasına rağmen önceki hafta, hafta içi ve kötü bir saatte oynanan Mersin maçından hallice. Yine dört ay önce biletler karaborsada gerçek fiyatlarının üç dört katına giderken, bu sefer 2 TL’ye kadar düşmüş biletler bile ilgi çekmiyor. Beşiktaş tribünündeki adam sayısı 30 kişi ya var ya yok. Bizim bench’in arkasındaki seyircilerin bile boynunda Türk Telekom atkısı var. Hepsini geçtim, bu kadar zamandır sahada olup bitenle ilgisini minimum olarak gördüğüm Ankaragücülü grup maçın sonunda kendilerinden duyduğum gerçekle en alakalı tezahüratlarını yaptılar: “Beşiktaş Kümeye!” Kimin suçu acaba?

 

O maçın gidişatı da takımın durumunu harika bir özeti gibiydi. Maçın başında Telekom atarken, bizimkiler bakmakla yetiniyordu. Hani olay kötü oynamak falan değil maça kafadan mağlup başlamakla ilgili. Gerçi ısınırkenki hallerinden belliydi böyle olacağı. Herkesin suratları asık, omuzları düşmüş, birazdan ligin lideri ile oynayacak bir takımın oyuncuları demeye bin şahit ister. Yeni gelmiş olmasından dolayı Baxter’la, hayatının transferini yapmış Butler gaz sadece. Sahaya zorla çıkartılmış gibi görünen bir takımla buna da şükür tabi.

Gidişatı değiştiren iki tane adam vardı, ikisi de bench’teydi maç başlarken. Haluk Yıldırım gibi adamlar basketbolu hiç bırakmamalı dedirtiyor her seyredişimde. Kafadan maça yenik başlamış takımda durumu kabullenmeyen tek adamdı. Kenardan deli gibi bağırıp, sahadakileri uyaran kişiydi. Oyuna girdiğinde de takımı toparlayan, o vakte kadar ne yaptığı belirsiz olan adamları bir düzen içine sokan da oydu. Kendisini hiç bu sezonki kadar formsuz, hatta zaman zaman onun yapacağına hiç inanmadığım kötü tercihleri yaparken görmemiştim ama bu hali bile çok değerli. Son TED Kolej maçında, son topta rakibin pivotu Hansen smaca giderken ona izin vermeyip, maçı kazandıran adam da ta kendisidir aynı zamanda.

Sonuçta takımı kendine getirmekle bitmiyor iş, daha ilk çeyrek bile bitmemiş. Bu takımın bu haliyle maçı götürmesi mümkün değil sonuçta. Orada da devreye Chatman giriyor. Maçtan önceki hali aynı Sergen, canı isterse oynar gibi. Maçın seyrini değiştirecek adam görüntüsü vermiyor hiç. Ama sahadaki hali bu kadar farklı olur herhalde bir oyuncunun. Ne zaman atacağını, ne zaman attıracağını çok iyi biliyor. Sezonun daha üçüncü dakikasında sakatlandığı için kaç maçtır bu adamı seyredemediğime hayıflanıyorum. Bildiğimiz El-Amin’in tombul olmayan versiyonu adam; arada bir agresifleşmesinden işi bireyselliğe dökmesine kadar aynısı. Bir de onun gibi savunmaya pek takılmasa da gözler fıldır fıldır, fırsatını bulduğu anda elini sokup topu çalıveriyor. Neredeyse sıfır iç tehditli bir takıma böyle hücum ettirenin bir adamın hala bu takımda olmasına şükretmek lazım. Öyle acayip bir skor üretmedi takım ama sürekli doğru tercihler yapmaya, Telekom’un zayıf noktalarına saldırmaya başladık Chatman’la beraber. O kenardayken adamın önemi daha da çok anlaşılıyor, takım kilitlenebiliyor bir anda dakikalarca. Hepsinden önemlisi iyi oyuncular var bu takımda ve maça başlarken olmayan kendilerine inançları geri gelmiş gibiydi. Biraz da Telekom’un aman aman bir takım olmadığını biraz geç fark ettiler. Ya da karşıdaki takımının kaç senedir B planından yoksun olduğunu hatırlamaları zaman aldı belki de.

 

Gelgelelim kadron belli yönlerden bayağı kısıtlı. En nihayetinde içeriden bir şeyler üretecek bir uzunun yok. Pota altında oynayan adamların Cevher ve Adem dışarıdan atmaya endeksli adamlar. İçeriyi zorlamaya çalışıyorlar ama özelliklerinden çok bu şekilde oynamaya alışkın olmadıkları için üretimleri yok denecek kadar az pota altında. Hücumu geçtin, asıl savunmada gösteriyor kendini bu eksiklik. Telekom’un fazla kalıplı bir adamı olmamasına rağmen, çember altında leş kargası gibi fırsatı bulunca affetmeyen Wright ve Dudley gibi adamlar çok fazla kolay sayı buluyor. Deli gibi savaşsan da bir yere kadar idare edebiliyorsun, ki o da yetmiyor. Erdemir maçında James Thomas gibi fizik gücünü iyi kullanabilen bir adam tek başına seni çökertmeye yetiyor mesela. Kapasitesi oldukça sınırlı bile olsa Butler gibi bir adamın sırf pota altında daha fazla yer kapladığı için sahada olması tercih olmaktan çıkıp mecburiyet haline gelebiliyor hatta. Bu durum sadece savunmada sorun yaratmıyor elbette. İçeriden bir hücum tehdidine sahip olmamak, savunmaların dışarıda daha fazla baskı yapmasına olanak sağlıyor ve iyi şut pozisyonları bulma olanağını da azaltıyor, bu da bizim gibi dış şuta bağımlı yaşayan bir takım için işleri oldukça zorlaştırıyor. Doğru pozisyonu bulmaktan çok bulduğu şutu kullanmaya çalışıyor takım gördüğüm kadarıyla. Haliyle de sokamadığın zaman işler kötü gidiyor. Maçtan maça değil maç içinde bile anormal iniş çıkışlar yaşanıyor bu yüzden.

 

İşin koç tarafına gelirsek, basketbol dışı dertlerden basketbola odaklanması bu kadar sorun olan bir takımda Hakan Demir’i değerlendirmek de zor tabi haliyle. Yine de bunlara rağmen, sahada sürekli ekstra efor sarf ettiğini hissettiren bir takım varsa onu tebrik etmek lazım. Beklentileri karşılayamamanın sembolü olmuş isimlerden Cevher Özer’i bu kadar çok oradan oraya topun peşinde atlarken göreceğim hiç aklıma gelmezdi mesela. Onun dışında sezon başında ondan ümitli olmamın en temel sebebi eldeki malzemeden yüksek verim alabileceğine dair umutlu olmamdı, ki bundaki temel sebep de Demir’in Tekel performansıdır. Hani bir sistem oturtmasını beklemek şartlar dahilinde gerçekçi olmaz ama elindeki bazı adamları da daha iyi kullanmasını beklemiyor değilim kendi adıma. Muratcan gibi bir adam varsa elde, hele de bu malzeme kıtlığında kesinlikle daha iyi kullanmak lazım bu adamı. Daha önceki Beşiktaş ve Karşıyaka yıllarında Ahmet Kandemir bunun nasıl yapılacağını da gösterdi. Zaman içinde hem süresi arttı hem de aldığı süre daha dengeli hale geldi ama üzerinde ısrar etmek lazım, sadece süre vermek değil mesele, hele iki yıldır onun standartlarında bir adam için oldukça az dakika aldığını düşününce. Bir diğer daha iyi kullanılması şart olan adam da Ömer Ünver. Sadece All-Star’da şut sokmuyor sonuçta. Elinde böyle bir silah varsa kullanmak lazım ki bu kısıtlı uzun rotasyonunda onu kullanmamak gibi bir lüksümüz de yok açıkçası. Tek fonksiyonu üçlük atmak olan ve oyunun diğer yönlerinde takımı bozan bir adam da değil hani. En azından ortalama 6 dakika alacak adam değil şu takımda. Hakan Demir sahada dediklerinin harfiyen uygulanmasını isteyen bir koç, oyuncuya sistem dışı fazla insiyatif vermeyi tercih eden biri değil. Adem Ören sahada çok hata yapsa bile koçun dediklerini daha fazla yapmaya çalıştığı için tercih ediliyor mesela. Koçun tercihlerine saygı duymakla beraber, eldeki malzemeden en iyisini almak noktasında çelişkileri de beraberinde getiriyor bu durum. Tüm sistemi düşününce savunmaya dair tercihler hücuma göre daha öncelikli konumda belki ama elde savunma merkezli bir takımı iyi icra etmek için yeterli bir kadro yok. Bu noktada savunma hücum dengesinde işin hücum kısmını daha fazla düşünmek eldeki malzemeyi daha iyi kullanmak adına daha iyi olabilir, ki şu şartlar altında koçtan kendi adıma saha içinde yegane beklentim de budur.

 

Pek umurumda olmasa da an itibariyle 9-8’lik dereceyle beşinci sıradayız ama çok daha aşağıda da olabilirdik. Hatta önümüzdeki maçları düşününce bayağı gerilememiz de şaşırtıcı olmaz. Yapılacak bomba transferlerle gene sarsabiliriz ligi, belli olmaz. Geçen yazıdan beri Faison’la Butler gitti, K’Zell Wesson geldi. PAOK’tan maddi sıkıntılar nedeniyle ayrılan bir adamın bize niye geldiği mi yoksa sabah akşam maddi sıkıntıları nedeniyle sorun yaşayan bir takımın nasıl olur da sürekli birilerini getirmesi mi daha saçma, ben karar veremedim. Ama bu anlaması zor olayların Beşiktaş’ta son bulmasını beklemek pek mantıklı bir yaklaşım olmaz. Hatta o yüzden de bundan sonra gelenler ve gidenlerle başlamayı düşünüyorum her yazıya. Nasıl olsa başkan transfer yapmayı seviyor, bizim de ondan tek beklentimiz bu değil miydi zaten?