batuğ / arşiv

orlando - lebron - la
3 Haziran 2009

Mavs Suns'ı, Heat Pistons'ı nasıl eledi?
4 Haziran 2006

Wade'in sorunu, Heat'in sorunu


Leykırz-Spörz serisinin
ardından


Yasada paket yok!
22 Ocak 2002

Digitürk: İşte vurgunun aritmetik hesabı...
31 Aralık 2001

Digitürk: Görelim el mi yaman, bey mi?
Aralık 2001

Vay, Mike?
15 Ekim 2001

Kurabiye gitti
11 Ekim 2001

Lüks vergisi ışığında
Mase'in son durumu

16 Eylül 2001

Bedri'nin Jordan rüyası
hayalevi'nde ne arıyor?

15 Ağustos 2001

Knicks'ten saç baş yoldurmayan bir takas
11 Ağustos 2001

Zincirleme reaksiyon
5 Ağustos 2001

Eldiven kimde kalacak?
3 Ağustos 2001

Vince ve extension
31 Temmuz 2001

Ewing'in son numarası!
26 Temmuz 2001

Off season raporu

09 Temmuz 2001

Site hakkında... Mühim!
06 Temmuz 2001

Payton ve Batı Yakası'nın Hikayesi
30 Haziran 2001

Gelsin bakalım çaylaklar kurtlar sofrasına!
28 Haziran 2001

Şampiyonluk, sportmenlik, erdem
16 Haziran 2001


Son maç... Ender Bilgin... İsmet Badem...
16 Haziran 2001

Lakers kazandı ama taraftarının gözünde 76ers şampiyon

16 Haziran 2001

Los Angeles Lakers 3-1 öne geçti... Bu iş bitti!

14 Haziran 2001

Dördüncü maçta Lakers avantajlı, seri döner mi?
11 Haziran 2001

Shaq&Kobe in charge:
LA'deki ilk perde 1-1

09 Haziran 2001

nba.com tv, ender bilgin ve tahammül eşiği
09 Haziran 2001

Hadi bakalım, buyurun buradan yakın!
07 Haziran 2001

Şu ana dek herşey anormal! Bundan sonra niye normal olsun?
06 Haziran 2001

Ödüller, 1verson, Shaq ve Ray: They got game!
17 Mayıs 2001

Kings ve Mavericks
niye kaybetti
17 Mayıs 2001

ondört ekim ikibindokuz, istanbulservisi

sporservisine fikirservisi

ayda onsekiz program varsa onbeşine bakıyorum. hoşuma giden tarafları var ki kulağım orda. hedefledikleri düzeyi koruma çabalarını takdir ediyorum. ha, bence, eğitimli nüfusa sahip bölgelerde çağın revaçta alışkanlıklarından biri haline gelen o düzeyin ayakları sporun dördüncü boyutunda, dolayısıyla bizimkilerin onu buralarda hâlen geçerli olan demode üç boyut içinde kalarak yakalamaları mümkün değil… herhangi bir konu ne kadar fazla doğru bilgi ve açık fikirlilikle değerlendirilirse değerlendirilsin, son cümlelerin gizli öznesinin millî çıkar olmasından bahsediyorum, ki bu da bir diğer alışkanlık, maalesef o da revaçta, dünyanın daha farklı bölgelerinde, buraları dahil. işte programın burası oturmuyor.

diyen olur: uluslarası spordan da bahsediyorlar ara ara. yaa yaa, yerli futbol kulüpleriyle ilgili malzeme yokken evet. e bi zahmet. yok onu da yapmasalardı. yahu adı sporservisi değil mi? ölçün bakalım hangi kategoriye ne kadar vakit…

ne telefon bağlantılarıyla ne programlar başladığı gibi bitti. 45 dakika bülentkorkmazın ağlamaklı sesle mırıl mırıl böbürlenmeli isyanını dinlediğimi bilirim, başı sonu belirsiz düşkündüşük cümleleri beni kendisinden sızıyla soğuturken.

bilmemkaç hafta önceki bir arbedeye dair bilmemne kurulu kararı açıklanır, federasyon yetkilisi bağlanır, bır bır konuşur da konuşur (ve hiçbirşey söylemez), gitti yirmibeş dakka!
canlı bağlantılarda plansız muhabirler tavuk telaşında bık bık aynı lafları döndüre döndüre kendi cümlelerinde boğulurken bolca dakikayı da dibe götürürler (bireysel taktik fakirliği, meslek içi eğitim eksikliği).

terimle ilgili bir halt oldu. hah sıçtık, bugünkü sporservisi bloke, hatta yarınkinin yarısı da galiba. dakikalar uçmaya devam eder.

abdiipekçiye havuz yapılsın mı, aa doğanabi hatta: -labada lubada labada lubada… ne diyo? yapılmasınmış. e bence de yapılmasın da, gitti onbeş dakika daha!

özetle, bağlantıları kesmeliler, programı amacından saptırıyor. orada bilgiye değer veren iki aklın yakın duran ve yer yer benzer bakış açılarıyla örülmüş bir spor zemini var, uluslararası sporu üstünde rahatça oynatan o zemin yerli futbolun spordışılığını zaten kaldıramıyor, ilâveten o spordışılığın sorumlularının bizzat programdan vakit çalmalarına niye müsaade ediyorlar?

buralarda fazla oyalanmadan damarı keseyim: yerli futbol zırıltısı başladı program da kendinden geçti. yazın ne güzeldi sporservisi, baharsonarken lig ve milli takım hengâmesinin altında kaldı.

en renkli bölüm fotoğraflar, genelde yerli futbola verilen ilk kurban, dört günün ikisinde: -hadi bakalım vakit tamam, resimler yarına… e ortasında verin o zaman programın, veya başında, ne bileyim artık. o bölüm var mı yok mu?

benim için programın beden dersi fotoğraflar, akdağ ve demirkol için de öyle olduğuna dair sanım var hattâ, yahut sanrım (sancım?:). futbol kültürünün çiçekleri olan o seçme resimlere ikişer saniye de az bence… asıl o resimler üzerine sohbetleseler ikişer dakika, çok konuşan ama iyi konuşamayan şımartılmış ardanın ikide bir yumurtladığı ve üzerinde dört beden büyük takım gibi duran içi boş klişe laflarına vakit kaptıracaklarına.

programcıların sevdiği yazarlar var. akdağ banukayı beğeniyor (yazıları diyorum), demirkol yılmazözdili. ilk ikisi zaten tanış, son ikisinden de iyi ahbap olur ha, tabii zaten olmadılarsa, ki bence daha flört dönemi. -durduk yerde nerden çıkardın bre gafil, diyen olabilir. tıpkı ikisini de tanımış olduğumu bilenler olabileceği gibi. ben yakıştırıyorum kardeşim, kime ne!

ve lafın burasında nerden aklıma geldiyse; iki ingilizin taksimde öldürüldüğünün ertesi günü star gazetesinin manşetini hatırlıyor musunuz?

…
yapmayın be! ne kolay unutuyor zavallı insanevlâdı, di mi?
…

şimdilik bu kadar, ayrılırken sporservisine bir öpücük kondurayım: yazdıklarıma göz gezdirdim, akdağ'ın bir solukta hatasız okuyamayacağına bahse girerim! heheh. hatta ıh ıh ıh.

aylardır en iyi takip ettiğim spor programının sporservisi olduğunu söyleyeyim de öyle bitireyim. beni sevmeyenlerden saymasınlar. sadece huysuzlardanım, bizde fazla rispekt sivilce yapar. eee, tost acı söyler. hele benim gibi çift kaşarlıysa.

eyvallah.

batug@hotmail.com
15 EKİM 2009, PERŞEMBE