30 Temmuz 2006: Milât

Depeche Mode... Klavyenin Dave'in sesiyle buluştuğu muhteşem grup

Tarih 12 Nisan 2006. O gün biletimi aldım ve sabırsızlıkla günleri saymaya başladım. Daha üç aydan fazla vardı. Onların geleceğini duyduğum ilk andan beri vücudumu bir heyecan fırtınası sarmıştı. İkinci kez Türkiye'ye gelen Depeche Mode'un ilk ziyaretini kaçırmıştım ve 30 Temmuz'un hayaliyle yaşadım, o gün gelinceye kadar. Kasetlerini, cd'lerini, artık şimdilerde mp3'lerini dinleyerek yuttuğum grubu canlı olarak izleyecektim. "Enjoy The Silence"ı canlı dinleme, "Never Let Me Down Again" ile kollarımı sallama düşüncesi bile tüylerimi diken diken etmeye yetiyordu. Tabii ki her şarkı için benzer his ve heyecana sahiptim. Depeche Mode şarkılarıyla büyümüş biri olarak, onların canlı performansını izleyebilecek olmam, yeterince adrenalin yaratıyordu bende. Bugüne kadar hiç bir etkinliği bu kadar sabırsızlıkla beklememiştim ve arkadaşlarım arasında alay konusu bile olmaya başlamıştım. "Hâlâ gitmedin mi sen konsere?", "Türkiye'yi pas geçtiler galiba?" gibi alaycı tavırlarla sorulan sorular... Cevabım belli idi: 30 Temmuz.

30 Temmuz'un yolculuğuna 27 Temmuz'da başlamıştım. Konserin verileceği Kuruçeşme Arena'da, Depeche Mode şarkıları eşliğinde, büyük geceye ısınma turları attık. 29 Temmuz'da, büyük güne 24 saat kala Kemancı'daki fan'ların buluşmasında, yurtdışından konser için gelen arkadaşlarımızı karşıladık, onlara Depeche Mode şarkılarıyla hoş geldin dedik.

Büyük gün...

Yemeğimizi yedik, en son sıvıyı da bir saat öncesinden tüketip yediğimiz yerden çıkarken son damlasına kadar çişlerimizi de yaptık ve Taksim'den saat beş civarında yola koyulduk. Ama feci trafikle karşılaşıyoruz Çırağan'da. Bir süre açılmasını bekledikten sonra inip yürüyerek gitmeyi tercih ettik. Kuruçeşme yaklaştıkça kalp çarpıntım artmaya ve hayalimde konseri yaşamaya başlamış, nasıl tepki vereceğimi kendi kendime düşünür olmuştum. Aylarca beklediğim konsere saatler kalmıştı ve bu sıradan bir konser değildi.

İçeri girişimiz hızlı ve kolay oldu. Kuyrukta uzun süre kapıda dikileceğimizi düşünmüştüm. İçeride hemen yer kapma savaşına girişiyoruz. Pamela çoktan sahne almış ama tabii esas olaya daha çok var. Pek anlam veremesek de, çok da önemsemeyip ilerlemeye devam ediyoruz. VIP için sınırlanmış alanın hemen hemen o kısmına kadar geliyoruz kısa sürede. Artık saatlerin geçmesi ve konserin başlaması için geri sayıma başlıyoruz. Sahnede hazırlıklar olanca hızıyla devam ediyor; tepelere tırmanan adamlar, ayar yapan ışıkçılar ve müthiş bir sahne dekorasyonu. Daha sonradan ufo'ya benzettiğimiz aygıtların üzerleri örtülü, mikrofonlar kontrol ediliyor. Tüm bunlar konserin başlamasına ramak kaldığını göstermekte ve benim kalbim ise artık yerinden fırlayacak duruma gelmiş.

Saatler 21.30'u gösterdiğinde -evet, hiç rötar yapmadan, tam saatinde, ki böylesine ilk kez rastladım ve çok takdir ettim- tüm ışıklar söndü, ufo'ların örtüleri alındı ve birden masmavi ışıklar altında Depeche Mode sahne aldı. Son albümün ilk şarkısı olan "A Pain That I'm Used To" ile girişi yaptıklarında, ruhum göğe ermiş duygusuna kapılmış olan ben, bir yandan da hâlâ Depeche'i canlı olarak dinlediğime inanamıyordum.

Açık hava rüyası

Ekip tam saatinde sahne almış ve coşkulu kalabalığı uçurmaya başlamıştı. Kuruçeşme Arena, tarihi günlerinden birine tanık olmaktaydı. "A Question of Time" ile eskilerden devam edip sonra üst üste iki şarkı ile son albümden devam ettiler, "Suffer Well" ve "Precious" ile. Sahne şovları, ışık oyunları ve Dave, bizi büyülüyordu. Martin Gore klasik kanatlarını takmış, utangaç yüz ifadesi ve makyajıyla çıkmış, kafasındaki peruğu da üçüncü şarkının sonunda attığında, esas konserin şimdi başladığını haber ediyordu. Herşey çok hızlı ve inanılmaz derece de geçiyordu. "Walking In My Shoes" girdiğinde artık kendimizi tamamen kaybettiğimizi söyleyebilirim.

You'll stumble in my footsteps
Keep the same appointments i kept
If you try walking in my shoes

Konser açık havadaydı ama spor yapmış biri kadar, hatta daha fazla terlemiştik. Ancak bu kimsenin umurunda olmayan bir durumdu. Sahnede Depeche Mode herkesi kendinden geçirmiş, arşa erdirmişti. "Stripped" ile artık varacağımız son noktaya gelmiş olduğumu düşünsem de, yanılacağımı daha sonra anlayacaktım.

Dave harika bir sahne performansı gösteriyordu. 45'lik adam, uyuşturucu illetinden epeyce mustarip olmuş bu kişilik, sahnede bana mısın dercesine tüm enerjisini boşaltıyordu. Andy ise her zamanki sakin ve ağır görünüşüyle sadece işini icra ediyordu. Sahnenin arkasına kurulmuş üç devasa ekran her şarkıda bize ayrı bir ileti olarak yansıyor ve arada sahne alanından efektli görüntülerle renklendiriliyordu. Her şey kusursuzdu. "Ultra" albümünden "Home"a giriş yaptığında kalabalık daha da çıldırıyordu ya da bana her şarkıda öyle oluyormuş gibi geliyordu. Martin'in müthiş solosu dehşetti. "Home"da Martin bir kez daha gönlümüzü fethetti. Bu güzel solonun ardından Martin aldı eline mikrofunu ve "It Doesn't Matter Two" ile kalabalığa hükmetmeye başladı. Ardından Dave, "In Your Room" ile sahneye döndü:

In your room
Where souls disappear
Only you exist here
Will you lead me to your armchair
Or leave me lying here

Tüm kalabalık bu sözlerle uğuldadı. Bazıları eşlik etti, hatta orada olamayan bazıları telefonlardan canlı olarak dinleyerek bu havayı solumaya çalıştılar.

Fena uçtuk!

"John The Revelator" ile yüce kaptan Dave, ne dese yapacak olan kalabalığı daha da yerinden zıplatmak üzere tekrar uçuş hızına geçti. Dave, önündeki kalabalığın daha da coşmasını istiyordu. Çünkü o takdirde kendi de daha coşuyordu. Tüm dizginler onun elindeydi ve bizler, onca saat ayakta durduğumuz yetmiyormuş gibi, bazen daha iyi görebilmek için parmaklarımızın ucunda dikilmek zorunda kalıyorduk. Ama dediğim gibi, bunların hiç farkında değildik. Ayaklarımız kopsa da, o konseri en uç noktasına kadar yaşayacaktık. O an için başka bir gayemiz olamazdı. Üstünü başını çoktan çıkarmış olan Dave, "I Feel You" ile sahnedeki çıldırma rolünü sergiliyordu. "Behind The Well" ve "World In My Eyes"ta bu eylemine devam ediyor seyirciye de kendine uyması için önayak oluyordu:

Now let your mind do the walking
And let my body do the talking
Let me show you the world in my eyes

"Personal Jesus"; kelimeler yetersiz kalıyor, kalmaya başladı bile. Her yeni şarkıda aynı tarz cümleler kurmaktayım ancak bu durumun resmi çizilemez, kelimelere dökülemez.

"Personal Jesus" bittiğinde her şarkı sonundaki gibi alkış kopuyor. Ancak bir sonraki şarkıyı Andy bize fısıldıyor. Şu satırları yazarken bile tüylerim diken diken oluyor. Andy kalabalığa "Enjoy'a hazır mısınız?" mesajını veriyor ve müthiş bir giriş... Kalabalık tamamen emin olduğunda, Kuruçeşme'nin haritadan bir süreliğine yok olduğuna yemin edebilirim. Zira ben içmeden sarhoş olduğumu, kendimden geçtiğimi ve vücudumun titrediğini hissettim. "Allahım, yukarı geliyorum" dedim. Ve coşkulu kalabalık da hep bir ağızdan:

All I ever wanted
All I ever needed
Is here in my arms
Words are very unnecessary
They can only do harm

Tüm boğaz bu şarkılarla yankılandı. O bateri solosu neydi öyle! Dave bizi çok fena uçurdu. Uzun süre yere inemedim.

Derken bitti.

Bis¹ zamanı gelmişti. Kurçeşme'de kimse bu resitale doyamamıştı ve çılgınca onları sahneye geri çağırdı. Martin geri gelerek "Leave In Silence" ve "Photographic" ile bizi çook eskilere götürdü. Son sözü Dave söyledi... Tüm Kuruçeşme, havadaki kollarımızı sallayarak, "Never Let Me Down Again" ile bu tarifi imkansız geceye ne yazık ki noktayı koyduk; Dave “Good night İstanbul” dedi ve bu kez gerçekten bitti.

"Arayı açmayın!"

İkinci bis için daha kuvvetli olabilsek belki iki-üç parça daha dinleyebilirdik ama yine kimseye yetmeyeceği kesindi. Herkesin dilinde "bunu söylemediler, şunu söylemediler" lafları dolanıyordu. Benim de kafamdan geçiyordu "Just Can't Get Enough"ı, "It's No Good"u, "Barrel of a Gun"ı vs. dinlemek. Tabii herhangi bir konser süresi bizim bu beklentilerimiz karşılayamazdı, ne yazık ki.

Konser bitmiş, herkes, kendilerini uçaktan inmiş ve sersemlemiş bir halde bırakan Depeche Mode'a “lütfen ara yine beş sene olmasın” dercesine haykırıyordu. Mükemmel bir ses sistemine tanık olduğum bu konserde, gördüğüm en iyi sahne performansı ile hayatım boyunca unutamayacağım anlar yaşadım. Bunun üstüne çıkabilmenin de, yine başka bir Depeche Mode konseri ile mümkün olacağı kanısındayım.

Ne yazarsam yazayım, anlamsız. Sizlere o gece yaşadıklarımı, hissettiklerimi anlatmak çok zor. Şimdi bir kez daha anlıyorum ki, bu tutku müthiş birşey... Daha da güzeli, benimle aynı 'şey'e tutulmuş onbeşbin kişiyle aynı hisleri yaşamak. Herkes memnun ayrıldı konserden eminim ama kimsenin doyamadığına da eminim.

Konser ile ilgili materyalleri paylaşırken, Mayıs'taki Meksika Konseri'nin canlı kaydını buldum. Bizde de çok iyi çaldılar. Ama seyirci tam olarak olması gerektiği gibi değildi bence. Kendimden geçmiş olduğum için konser esnasında ben fark etmedim, ama Meksika'daki ile kıyasladığımda, "bizim de böyle yapmamız gerekirdi" diye düşündüm. Karşısındaki topluluk ne kadar iyi tepki verirse, Dave de o kadar iyi performans gösteriyor. Umarım sonraki seferde bunun daha bilincinde olan bir kitleye seslenirler.

Son olarak; Depeche Mode bir TUTKU'dur, bu tutkunun hiç bitmemesi ve en azından bir kez daha dinleyebilmek dileğiyle…

¹: Sanatçının/grubun veda etmesinin ardından seyircinin ısrarlı alkış ve tezahüratı sonucunda tekrar sahneye çıkması.

15 EYLÜL 2006, CUMA
ediz.ay@batug.org