ADLİ VAKA!


 

nedensiz@gmail.com
12 Kasım 2008, Çarşamba

Uzun, oldukça uzun bir aranın ardından herkese selamlar. Hawks geçtiğimiz sezon (biz) taraftarlarını yer yer sinir etse de özellikle play-offlarda Boston Celtics karşısındaki savaşçılığından ötürü takımı affetmek gerekiyordu. Ancak buna gerek kalmadı, bu sezon yaklaşık 11 yıldır hedeflediğimiz üst sıra play-off takımı kavramına uzak olsak da aldığımız önemli galibiyetler -şimdilik- yüzümüzü güldürdü.

 

Bölüm 1: İç Bulgular

 

Billy-Boy’un çekilip yerine gelen Rick Sund ilk bakışta beni tatmin etmedi. Zamanında Supersonics’in (R.I.P.) kadrosunu berbat adamlarla bertaraf eden Sund, yeni takımı Hawks’ta da icraatlarına hızlı başladı. Temmuz ortalarında  Jim Todd ve Tyrone Hill assistant coach olarak göreve başladılar. Kanımca Tyrone Hill gibi karaktersiz bir insanı (Oyuncuyu değil efendim, insanı. Philadelphia’lılar bahse varım Tyrone Hill hakkında söylediklerim için az bile diyorlardır.) bu derece önemli bir statüye getirmek çok mantıklı değil. Başka bir açıdan Sund’ı eleştirmek gerekirse, Neden Randolph Morris? Yüzde 36’lık şut isabeti(!) olan uzun forvetten bozma bir pivot neden takıma dahil ediliyor? Onun yerine Jelani McCoy alınabilirdi, çok da iyi olurdu. İtalya’dan şutlanan Shawn Kemp’e bile razıyım. Ancak Randolph Morris olmaz ki.. Bir başka örnek de Olumide Oyedeji. Yaklaşık beş senedir NBA’den uzak kalan, Adonal Foyle’un blok koyamayan formu olarak nitelendirebileceğim Oyedeji, Sund’ın ricaları üzerine az kalsın bu sezon Hawks forması giyecekti. “Acaba Seattle’dan kalan dostluğun etkisi mi?” sorusu da akıllarda. Yine, bir başka uzun süredir NBA’de oynamayan olan Dalibor Bagaric’in alınmasının kıl payı ertelenmesi hadisesi de bence mantıklı değil. Diyelim tüm bu uzunlar gerekli nedenlerle takıma alınacaktı. O halde pivot kadromuza göz atalım: Bagaric, Marcus Hubbard, Oyedeji, Morris ve Zaza. Zaza hariç bu adamların hepsini alt sınıf oyuncu; zirve yarışındaki takımların garbage-time oyuncuları. Zaza ise pivot pozisyonuna alışsa da çoğunlukla zor durumda kalan uzun forvet orijinli bir oyuncu. Özellikle hücum ribaundlarındaki başarısı yadsınamaz, ancak blok özelliği oldukça düşük. Yine de pota altında Horford ile beraber iyi iş çıkardılar. Horford demişken, geçen yılın bize en iyi hediyesi olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Sezon içinde sürekli yükselen basarı grafiği bir yana, Boston serisindeki kahramanlık düzeyindeki hareketleri ve KG canavarına karşın pota altında önemli işler yapmasıyla taraftar tarafından en çok sevilen oyunculardan biri haline geldi. Yine de geçen sezon istatistiklerini bu sene katlaması lazım, ve şu an bunu tam olarak başarabilmiş değil. Kazandığımız Orlando ve Philadelphia maçlarındaki gibi gerektiğinde Dwight’ı, gerektiğinde Brand’i susturabilecek bir potansiyele sahip ve potansiyelini karşılayacak kadar oynamalı. Çünkü artık amacımız Bu sene bi’ play-off yapsak değil, 2003 yılında değiliz ve hedeflerimiz gün geçtikçe büyüyor. İstiyorum ki, yaklaşık on sene süren yeniden yapılanma birkaç sene içinde zirveye oynayan bir takım meyvesini biz Hawks taraftarına versin. Ancak umutlu muyum? Pek değil. Takas yok. Yeni gelen üst seviye bir oyuncu yok. Kendini ne kadar geliştirebileceği belli olan ve süper olmayan yıldız oyuncularımız var. (Zaman zaman JJ hariç elbette, o nasıl Sixers maçıdır be adam!)

 

Uzunlara bu kadar zaman ayırmam fazla bile. Özellikle uzunlar işini yapmıyorken eleştirinin bunu değiştirmeyeceği de acı gerçek. Ne yapsınlar, elimizde sadece gerektiğinde (ya da kendisi öyle uygun gördüğünde) görevini yerine getiren oyuncular var. İstikrarlı bir ribauncu, sürekli pota altını kapatabilen bir blokçu (Hayır, Josh Smith pota altı oyuncusu değil. Şut yüzdesini artırmaya çabalayan bir kısa forvet, yerine göre shooting guard kendisi) veya saldırarak sayı üreten bir oyuncu gerekiyor. Eh, tüm adamları toplarsak bu seviyeye ancak yaklaştığımızdan söz edebilirim.

 

Bölüm 2: Dış Bulgular

 

Acie Law’un gün geçtikçe yükseldiğine inandığım performansından memnunum. Preseason havasını sezonda yakalayamayacağını o da biliyordu, eh: pek değişen bir şey yok o halde. Dış bulgularda üzüldüğüm esas olay ise takıma yeni gelen ve uyum sağlamaya çalışan çeşitli guardlara –özellikle Flip- ağabeylik edecek, aynı zamanda olası play-offlarda tecrübesinden yararlanabileceğimiz Lue’nun gönderilmesi. Tyronn Lue gözünüzde büyük bir yere sahip olmayabilir. Hatta 2001 NBA Finalleri’nde Iverson’ın üzerinden şut atıp paspasa çevirdiği adam olarak bilinebilir. Ama bu adam yaklaşık 8 senede çok şey görmüş, geçirmişti. Her neyse, kaybettik ve gitti. Anthony Johnson’ın kaybından ne kadar farklı olacak, gelecek günlerde göreceğiz.

 

Bibby bu sezon toparladı. Geçtiğimiz play-offlarda 11’de 1 gibi fantastik şut yüzdelerine sahipken şimdi Sacramento günlerini aratmıyor. Speedy Claxyon -her zamanki gibi- yine sakat. Lakers’ın Lamar Odun gibi basketbol IQ’su olmayan bir adamı sadece triangle offense için kadrosunda tutmasını saçma bulan biri olarak Speedy’nin de artık Türk Telekom, Ülker/Fenerbahçe gibi takımlarda oynaması gerektiğini düşünüyorum. İyi bir görev adamı olabilir, ancak dış şut nedir bilmeyen; 1.80 boyunda olmasına rağmen Sam Perkins gibi set shot atan (Enbiey Terimleri Sözlüğü diyor ki, set shot: Hücum seti sırasında boş kalıp sıçramadan atılan şut. NBA'in ilk yıllarında kullanılan bir şeydi, artık çok nadiren rastlanıyor.) ve günaşırı sakatlanan bir adam. Lakers taraflarının Kupchak’e seslendikleri gibi ben de Sund’a sesleniyor ve Waive Him! Diyorum.

 

Gelelim esas olaya, Joe Johnson’a. Hiç yalan olmasın, kendimi bildiğim bileli Atlantalıyım ve bu adamın bu takımı çekip çevireceğine hayatta inanmazdım. Run & gun modunda oynayan Phoenix’in %47 ile üçlük atan görev adamı değil miydi bu kendisi? Öyleydi. Ama gelin görün, bugün sayı krallığında ilk 5’te, takımın bel bağladığı bir adam. Süperstar mı? Bence tam olarak değil, yine de pek seviyorum kendisini. Atlanta, yıllardır seyirciyle bütünleşecek bir yıldız arıyordu. Seyirciler onun formasından ayakkabısına edinmeli, Philips Arena onun ismiyle inlemeliydi. Son 10 yılda Atlanta’ya gelen yıldızlar (Shareef ve Mutombo hariç) hep gitmeye oynadı. Takas istediler, düşün yakamdan dediler. Demek, Atlanta’nın kaderini değiştirecek kişi bu görev adamından transforme süper-star adayı şutör kişiymiş. Helal olsun Joe, gönülden bir Atlantalı olarak sonuna kadar yanındayım!

 

Son olarak, yeni transferlerin gidişatının beni memnun ettiğini belirtebilirim. Flip Murray Seattle’a geldiği sene görev adamlığını kabullendiği haliyle oynuyor. (Ray Allen’ın sakatlıktan döndüğü zamanı düşünün, hatırladınız değil mi?) Orta mesafe şutları her zamanki gibi tehlikeli, bununla birlikte Horford’u beslemesi iyice hoşuma gidiyor. Maurice Evans ise Childress’ın gidişiyle penetre ettikten sonra gidişata göre şut atacak ya da pas verecek adam görevini yerine getiriyor. Orlando’daki gibi şut bazlı oynamaktansa takım oyuncusu olduğunu ortaya koyuyor. Ancak unutmamak gerek, henüz başlardayız ve burası preseason değil.

 

 

Bölüm 3: Kısa Kısa

 

  • Josh Smith sakatlandı ve en azından bir ay sahalardan uzak kalacağı söylenmekte. Berbat, berbat ve berbat! Tam işler rayına oturuyorken, zamanında peşpeşe aldığımız yenilgileri hatırlattı bu durum bana.

 

  • 4-0’lık başlangıç süper, harika, nefis! Ancak, bunun gerçekleri göstermediğini; zamanında sezonu lider bitiren Dallas’tan Sacramento’ya nice takımların play-offlarda yıkıldığını unutmamak gerek. Sezon ordövr, gel gelelim ana yemek play-off.

 

  • Geçen gece rüyamda Mike Bibby - Mo Williams takasını gördüm. Derhal NBA 2K9’da uyguladım. Keşke dedirtiyor insana. Rick Sund’a selam ederim.

 

 

Güzel günler!