hepsi hikâye Hazırlayan: Selim ATAZ Bilgi Çağının Yükselen
Sporu: Basketbol







“Bilim, gelecek yüzyılda temel değerlerini yitirmeksizin varlığını sürdürme umudunu besleyen her toplum için başlıca araç. Yalnızca başarılı bilim adamlarına değil, bilimi anlayıp ona kucak açan bir insan toplumuna gereksinim duyuyoruz. Bizi bu hedefe ulaştırma sorumluluğunu bilim adamları üstlenmeyecekse kim üstlenecek?”
Dr. Carl Sagan

Pulitzer Ödüllü gökbilimci Dr. Carl Sagan, bilimin gizem, heyecan ve coşkusunu toplumun her kesiminden geniş kitlelere aktarmadaki hüneriyle; ve anlaşılması zor karmaşık kavram ve kuramları, sahip olduğu hayranlık uyandıran yazınsal üslubun yardımıyla, okurlara kolayca anlaşılır terimlerle aktarabilme yeteneğiyle tanınır. Onu bu yönüyle değil de, belki de, gösterime girdiği her ülkede büyük ilgi uyandıran ve ünlü bilim adamının aynı adlı romanından sinemaya öyküsünü de kendisinin uyarladığı; uzayın sonsuzluğundan bir takım sinyaller alan genç bir gökbilimcinin yaşadığı doğaüstü olayları anlatan, başrollerinde Jodie Foster ve Matthew McConaughey'nin oynadıkları 'Contact (Mesaj)' adlı Robert Zemeckis filminden hatırlarsınız.

Başlıca amacı bilimi, özellikle gökbilimi sokaktaki adama tanıtmak ve sevdirmek olan Dr. Sagan, vefatından kısa bir süre önce, 1996'da yayımlanan ve Tübitak Popüler Bilim Kitapları serisinden Miyase Göktepeli'nin çevirisiyle Türkçe'ye kazandırılan 'Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı (The Demon-Haunted World / Science as a Candle in the Dark)' adlı kitabında, bilim ve matematik alanındaki cahillikten ve bilimsel cehaletin taşıdığı tehlikelerden bahseder. Hoşumuza gitsin ya da gitmesin bilime muhtaç olduğumuzu söyleyen Dr. Sagan, izleyebileceğimiz en iyi yolun, bilimle aramızı düzeltip, güzelliğini ve gücünü açıkça görmeye başlayarak, onu olabildiğince iyi kullanmak olduğunu işaret eder.

Dr. Carl Sagan, NBA maçlarının televizyonun vazgeçilmez programlarından haline geldiğinden bu yana, basketbolün bilim ve matematik öğretmek için kullanılabileceğini düşünmüş. Bu fikrini de son kitabında okuyucularına şöyle aktarmış:

Matematik + Fizik + Aerodinamik + Balistik + Astronomi + ... = Basketbol

“… Başlangıçta şeftali sepetine bir delik açıp topu merdivenle yukarı tırmanmaksızın almayı düşünememişlerdi. O günden bu zamana geçen kısa süre içersinde oyun evrim geçirdi. Çoğunlukla Afrikalı-Amerikalı oyuncuların ellerinde -en iyi haliyle- sporda zeka, kusursuzluk, cesaret, cüret, öngörü ustalık, takım işi, seçkinlik ve zarafetin en göz kamaştırıcı sentezi oldu.

1,60 metrelik Muggsy Bogues devler ormanında dans ediyor; Michael Jordan serbet atış çizgisinin ötesindeki bir karanlıktan süzülerek geliyor; Larry Bird dönüp bakmaksızın kusursuz paslar veriyor; Kareem Abdul-Jabbar merdivensiz göğe tırmanıyor. Basketbol, Amerikan Futbolu gibi temas esasına dayalı bir oyun değil; ince bir hüner oyunu. Tam saha baskı, yardımlaşmalı savunma baskısı altında atılan paslar, yakalayıp sürme, pasın kesilmesi (pas arası), aniden yükselen bir forvetten gelen sayı... Hepsi birlikte zeka ve atletizmin, akıl ve vücudun uyumla kesiştiği bir çizgi oluşturuyor. Oyunun bu denli rağbet görmüş olmasına şaşmamak gerek.

0,926'lık bir serbest atış averajını anlamak için, kesirli sayıları ondalık sayılara çevirmek konusunda bir şeyler biliyor olmalısınız. Bir pota arkası atışı, Newton'un ilk devinim yasasının uygulamaya konmasıdır. Her atış, topun parabolik bir kavisini, yani balistik bir füzenin uçuşunu, Dünya'nın Güneş çevresindeki devinimini ya da uzak bir dünya ile buluşmaya giden bir uzay aracının rotasını belirleyen aynı kütleçekimsel fiziğe dayalı eğriyi temsil eder. Çembere basan oyuncunun vücudunun kütle merkezi, kısa bir süre için dünyanın yörüngesindedir.

Topu çembere sokabilmek için kesinlikle doğru hızda yükseltmeniz gerekir; yüzde birlik bir hata yaparsanız, kütle çekimi sizi zora koşar. Üç puanlık atışçılar, farkında olsalar da olmasalar da, aerodinamik engele karşı durmak zorundadırlar. Topun yerde peş peşe her sekişi, Termodinamiğin İkinci Yasası nedeniyle, yere daha yakın olur. Darryl Dawkins ya da Shaquille O'Neal'ın pota camını kırışları, bazı diğer bilgilerin yanında, şok dalgalarının yayılışını anlatmak için iyi bir fırsattır.”

Bilgi Çağı'nın dinamik takım sporu

Dr. Carl Sagan'ın düşüncelerine katılmamak elde değil. Çünkü basketbol, yoğun bilgi üretim ve tüketiminin olduğu ve Bilgi Çağı olarak adlandırılan asrımızda, popülaritesi diğer spor dallarına nazaran daha hızla gelişen, evrensel bir spor.

Dünyadaki teknolojik değişimlerle birlikte, bilgi toplumunun, spor yapma veya izleme alışkanlıkları da farklılaşıyor. Özellikle takım sporları tutkunları, gözlerini, ağır hareketlerle aheste aheste tatbik edilen beysbol, kriket, Amerikan futbolu gibi durağan sporlar yerine; modern kültürün özelliklerini içinde barındıran; heyecanlı, dinamik, hızlı, ekip çalışması ruhunu yücelten, fiziksel özellikler kadar teknik yeteneklerin de önem taşıdığı, her tür istatistiksel verilerle beslenen basketbole çeviriyorlar. Bir de, Batı fikir ve yaşayışına bağlı olarak, basketbolün dünya üzerinde bu denli etkin bir şekilde icrâ edilmesini, onun organizasyon ve teşkilâtlanmadaki başarısına da bağlayabiliriz.

Basketistik - İstatisbol: Akıl, bilim ve basketbol

İstatistik yöntemler, verilerin yapısal olarak özetlenmesinde kullanılan araçları içerir. Bu yöntemler, iyi ve kötü performansla ilgili faktörlerin tanımlanması, anlaşılması ve kontrolüne yardımcı olur. Daha önce de belirttiğim gibi, Bilgi Çağı'nın ve bilgi toplumlarının en belirgin özelliği, yoğun bilgi üretimi ve paylaşımıdır. Basketbolde, yıllardır, hiç bir spor dalında var olmadığı kadar besleyici istatistiksel veriler üretilmektedir. Örneğin NBA liginde her resmi mücadelenin ardından, her sporcu için, 16 ayrı kategoride veriler toplanır: Oyunda kalınan süre, teşebbüs edilen ve başarılı olunan iki sayılık, üç sayılık ve serbest atışlar, savunma ve hücum ribaundları, asistler, top çalma ve kayıpları, kişisel fauller, bloklar, kaydedilen sayılar ve bunlarla ilgili yüzde oranı hesaplamaları…

Şu istatistik karmaşasına bir bakın! Ama insanlar kendi istekleriyle, sadece basketbol aşkı yüzünden ve oyunu daha iyi anlamak adına sayılara âlemine dalıyorlar. Bu sevgiyi matematik, bilim ve teknoloji alanlarındaki eğitim ve öğretim için araç olarak kullanmak çok parlak bir fikir bence.

Okuldan işe; yaşam boyu sepet topu...

İlkokul çağımızı hatırlayalım... Bu dönemde bizlerden okuma-yazmayı öğrenmemiz, aritmetik yapmamız, okul problemleri üzerinde akıl yürütmemiz, dört işlem, sınıflama, sıralama gibi işlemleri yapabilmemiz beklenir. Bahsedilen zihinsel becerilerin kazanılmasında basketbolü kullanmak gerçekten de çok etkili olabilir. Bu sayede çocuklara, takım halinde hareket edebilme, kazanma duygusunun yapılanması, fiziksel gelişim, güven duygusunun pekişmesi gibi önemli ve gerekli özellikler de kazandırılabilir.

İş dünyasında da basketbolün ayrı bir yeri var. Uluslararası şöhrete sahip danışmanlık şirketleri; sosyal, ekonomik ve teknolojik değişim patlamalarıyla sürekli farklılaşan iş dünyasında basketbol sporunu bir yönetim modeli olarak uyguluyorlar. Çünkü basketbol, şirketlerde de olduğu gibi güç, yetenek, sorumluluk ve takım çalışması temelleri üzerine oturtulmuş bir spor branşı. Basketbolde de zaman ve kaynaklar sınırlı; plan yapmak zorunlu. Bunların hepsi etkin olmadan uzun dönemli başarıdan söz etmek mümkün değil.

Yazının sonuna yaklaşırken, zihinlerinizden içeri şu soruları sokmak amacındayım:

-- Sınıfta, gazetelerde ve televizyonda neden spor aracılığıyla bilim öğretilmiyor?

-- Geleceğin sporları, bireyselliği ön plana çıkaran oyunlar mı; yoksa basketbol gibi hızlı, karmaşık ve taraftarın da amatörce yapmasına olanak sağlayanlar mı olacak?

Bireysel seçimlerimiz, geleceğin popüler sporlarını belirleyecek. Ve eminim ki basketbol da listenin en başındaki spor branşı olacak.

atazs@superonline

NOT: Bu yazı, Pivot dergisinin 2003 yılı şubat sayısında yayınlanmıştır.