all around
Orkun ÇOLAKOĞLU
Red Kit ufukta kaybolurken

Birkaç hafta önce samimi olarak, Beşiktaş'ın şampiyonluğu kaçırması halinde büyük bir üzüntü yaşamayacağımı düşünüyordum. Takımın tecrübe kazandıkça çok daha iyiye gideceğine olan inancım tamdı. Şampiyonlar Ligi vizesi bu genç kadro için gayet iyi bir başlangıç olurdu. Nasılsa Tigana da kalıyordu; yönetim adamın arkasında durmak gerektiğini anlamıştı. Yani en azından öyle zannediyorduk. Ne saflık...

Ve birkaç hafta sonra hayatımda hiç olmadığım kadar ümitsizim Beşiktaşım için. Evet, takım orada duruyor ama neye yarayacak ki? Kazanan bir kez daha, şampiyonluktan başka bir şeyi algılama kapasitesi olmayan o zihniyet. Kazanan yine, antrenman sahasında puro içen, kompleksli bünyesini kendisini görmediği için selam vermeyen futbolcunun üzerinden çıkaran kodamanlar. Kazanan yine, iki kelimeyi bir araya getirme kapasitesi olmayan, alay edercesine rahatlıkla yalan haber yazarak gazetecilik yapan ama başkanlar dahil herkesle arası iyi olan, aldıkları güçle basın toplantısında iğrençlik yapabilen, sonra da kulübün resmi televizyon kanalına çıkıp rezilliğini övünerek anlatabilenler. Kazanan Daltonlar. (Fransızlar vaktiyle ağzındaki kürdandan ötürü Tigana'ya Lucky Luke -Türkiye Red Kit diye biliyor- benzetmesinde bulunmuşlar. Bir gün bir yerde hakikaten 'yalnız kovboy' rolü alacağını onlar da düşünemezdi herhalde. Daltonlar benzetmesi de, son maçta Kapalı'da asılan “Yaşasın Red Kit, kahrolsun Daltonlar” pankartından.)

* * *
Tigana yalnız kovboydu. Söylediklerini sansürlemeden tercüme ettiği için tercümanını görevden alan, kendisi ısrarla sola oyuncu istemesine rağmen gereksiz Fenerbahçe takıntısından ötürü Alex'in karşısına koymak adına “Brezilya milli takımının sol kanat oyuncusu” diyerek Ricardinho'yu alan (Barbosa ne kadar Brezilya Milli Takımı'nın pivotuysa, Eric Snow pardon Ricardinho da o kadar sol kanadı), oyuncuların ödemelerini aksatan ve bu sebeple Kleberson'u takımın elinde zaten topu topu 13-14 ‘doğru dürüst' oyuncu varken kaçıran bir yönetim ile çalışmak durumundaydı. Hakkında atıp tutan gazeteciler, sınırı ne kadar aşarlarsa aşsınlar takımın uçağında yer bulabiliyorlardı. Beşiktaş yönetiminin bir kere haddini bildirdiğini göremediğim Erman Toroğlu'nun “Komisyon alıyor” iftirasına karşı kendini savunur ve her maçtan sonra Toroğlu'nu ispata davet ederken yine tek başınaydı.

Ne yazık ki taraftar da hiç bir zaman kendisine net bir destek vermedi çünkü tribünlerin önemli bölümü, gazete ve televizyonlardan sıçrayan eleştirileri destekliyordu.

Örneğin Beşiktaş tarihinin -bonservis olarak- en büyük transfer harcamasını yaptığı, dolayısıyla elde edilen sonucun başarılı olmadığı savunuldu. Harcama konusu doğru olabilir ama daha önce Beşiktaş tarihinin en büyük enkazlarından birini devraldı. Kullanılamaz haldeki kadroyu değiştirmek için haliyle 10 civarı futbolcu transfer edildi. Genel kanının aksine aslında çoğu da başarılı transferlerdi. Gökhan Güleç'in geçen sezonki performansı ortada, bu sezonki durumdan sorumlu kendisi. Runje görüldü ki iyi bir kaleci. Dalga geçilen Baki ortada oynadığı zaman hangi Türk stoperden belirgin biçimde daha kötü, lütfen biri söylesin. Burak 21 yaşında, bu sezondan önce birinci lig maçı oynamamış bir oyuncu olarak bence iyi performans sergiledi. En azından potansiyelini gösterdi. Serdar yine ilk kez birinci lig oynuyor ve performansı ortada. Tigana'nın ısrarıyla takımda kalan Bobo takımın piyasa değeri en yüksek oyuncusu ve yaşı da göz önünde bulundurulursa herhalde Türkiye'deki en değerli forvet. Delgado hayal kırıklığı ama kendinden ötürü; sezon başında Galatasaray'la oynanan maçın yıldızı da bu adamdı, geçen yıl UEFA Kupası'nda 12 maçta 8 gol atan da. Bunlar dışında etkisiz eleman Fahri ve “eh işte” Nobre var.

Unuttuğum yoktur umarım ama gördüğünüz gibi isabet yüzdesi gayet yüksek. Ricardinho'yu saymadım çünkü Tigana'nın transferi değil. Ona döktüklerinin paranın üzerine çok az daha koyup Brezilyalı milli takımında hakikaten sol kanat oynamış Ze Roberto'yu almış olsalardı şu an belki de bu yazıyı yazmıyordum. Ve en önemlisi, Beşiktaş'ın enkaz temizlerken yaptığı bu ‘çok büyük' bonservis harcaması, son üç sezonda iki kez şampiyon olmuş, birinde ise şampiyonluğu son haftada kaçırmış Fenerbahçe'nin çok daha oturmuş kadrosu üzerine eklediği üç oyuncunun bonservislerinin maliyetiyle hemen hemen aynıydı (Fener'inki muhtemelen daha yüksek).

Kötü oyun oynattığı söylendi durdu. Beşiktaş dört yıldır tıkır tıkır futbol oynuyordu ya, her şey Tigana'yla bozulmuştu. Bardağın dolu tarafında bu kadar genç bir kadronun ligin en az gol yiyen takımına dönüştüğünü kimse görmedi ya da görmek istemedi. Zaten yaptıkları defans da çağdışıydı. Çarşamba akşamı yedikleri ikinci gole bakılırsa Liverpool da çağdışı çizgi defansla oynuyor. Tabii, oldu.

* * *
Evet, son haftaya girerken Beşiktaş yalnızca 43 gol atabilmiş bir takımdı. Ama bunda Delgado'nun hayalkırıklığı bir sezon geçirmesinin, Ricardinho'nun Eric Snow çıkmasının, takımın en büyük hücum gücü Bobo'nun tam final bölümüne girerken dizinden ameliyat olup birkaç hafta geride kalmasının da payı büyük. Ve altrernatiflerinin sınırlı olmasının... Burak'ın haftalar ilerledikçe düşüş yaşaması, Gökhan Güleç ve İbrahim Akın'ın kayıp birer sezon geçirmeleri Beşiktaş'a sessiz sedasız en büyük darbeyi vurdu.

Genç ve tecrübesiz, çok tecrübesiz kadrosuyla Beşiktaş yine de ligin final maçını oynadı, Şampiyonlar Ligi biletini aldı ve Türkiye Kupası'nı kazandı. Takımın defansının belkemikleri Gökhan Zan ve İbrahim Toraman daha Beşiktaş'taki ikinci ve üçüncü sezonlarını geçiriyorlardı. Daha önce şampiyonluk yarışında hiç bulunmamışlardı. Alternatifleri Bâki de... Orta sahanın ortasındaki Koray bir buçuk yıl önce Rize'de oynuyordu ve o da ilk kez şampiyonluğa oynayan bir takımdaydı. Serdar ve Burak ikinci ligden gelmişlerdi. Bobo bir yıl önce Brezilya'daki takımında yedek bekliyordu. Uğur Meleke'nin Öner Binbaş'tan öğrendiğim yorumu çok haklı: “Beşiktaş kadrosu, NBA All-Star haftasonundaki çaylak-sophomore maçlarını anımsatıyor. Yalnız NBA'de böyle bir takımdan kimse şampiyonluk beklemez.” Sahi, seneye Portland'ın şampiyon olmasını bekleyen var mı? Peki olmasalar da gelecek için büyük ışık saçmıyorlar mı?

Bu takımın gelişimini Tigana'yla sürdürmesi gerekiyordu. Sadece futbol değil, her yönden... Hayatı boyunca tırnaklarıyla kazıyarak elde ettiği büyük başarılarını hazmedebilmiş, sabırlı, kupa töreninden sonra tişörtünü isteyen özürlü bir taraftara boynundaki kupa madalyasını veren, “Çok güzel bir mesleğimiz var. Esas çileyi çekenler sabahları erkenden kalkıp yemeğimizi yapan, malzemelerimizi hazırlayan insanlar. Onlara saygı göstermek durumundayız” diyebilen, sonunda aklandığı mahkemesi sürerken takım çalıştırmayı kabul etmeyecek kadar prensipli, sürekli olarak yardım organizasyonları düzenleyen, daha bir yıllık kontratı varken ve yüklü para kazanacakken istifa edebilen bir ‘insan' olarak Tigana, bu gençlerin başında bulunması gereken adamdı. Beşiktaş'taki oyuncuların önce ‘Beşiktaşlı' olmaları gerekir ve Tigana bir ‘Beşiktaşlı'ydı; kulübü mahveden yöneticilerin hepsinden daha fazla. Neyse ki arkasında, özellikle gençlerini elinden geldiğince eğittiği bir takım bırakıyor.

“Can” Tigana'nın ardından kendi kendime iki söz verdim:

1- Gazeteden yırttığım, Mali'deki kimsesiz çocuklarla çektirdiği fotoğraf hayatım boyunca benimle gelecek. Evlenip yuva kurduğumda evimin salonunda duracak. (Ve sanırım bu yüzden evlilik aşamasına geçemeyeceğim!)

2- Futbolculara veda ederken elini sıkmayan Ali Tandoğan, Ali Güneş ve 'Eric Snow' Ricardinho bu haftadan itibaren tarafımdan mimlenmişlerdir. Etrafımdakileri elimden geldiğince bunlara karşı kışkırtmak başlıca görevimdir. Ayrıca Aurelio'ya da "Ellerine sağlık" diyorum.

Ya da demiyorum.

Not: Benzer fikirleri paylaşıp da, bu yazıyı okumadan önce “Ben mi anlamıyorum bu işten acaba? Herkes gitmesine seviniyor” diye düşünerek kafayı yeme noktasına gelenlere tek bir tavsiyem var: www.penche.com

25 MAYIS 2007
orkunco@batug.org